Bilgi Bankamız 62 Kategoride, 9052 Makale ve Konu Anlatımı içermektedir. Son Güncelleme: 27.01.2020 06:06

[Tartışma] Araştırma Görevlileri Kadrolu Mu Olsun, Bursla Mı Çalışsın Konusunda Görüşler


İçerik Hakkında Bilgi

  • Bu içerik 09.01.2008 tarihinde Erkan tarafından, Eğitim Haberleri, Gelişmeler, Sorunlar ve Sınavlar bölümünde paylaşılmıştır ve 6297 kez okunmuştur.
    Kaynak: Kadim Dostlar ™ Forum

İçerik ve Kategori Araçları


Araştırma Görevlileri Kadrolu Mu Olsun, Bursla Mı Çalışsın Konusunda Görüşler Araştırma Görevlileri Kadrolu Mu Olsun, Bursla Mı Çalışsın Konusunda Görüşler Araştırma Görevlileri Kadrolu Mu Olsun, Bursla Mı Çalışsın Konusunda Görüşler Araştırma Görevlileri Kadrolu Mu Olsun, Bursla Mı Çalışsın Konusunda Görüşler
Araştırma Görevlileri Kadrolu Mu Olsun, Bursla Mı Çalışsın Konusunda Görüşler

Sözleşmeli asistanlık projesi tartışılıyor. Projeye araştırma görevlileri de, profesörler de karşı çıkıyor.


Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Prof. Tahsin Yeşildere: Burs genellikle ahbap çavuş ilişkisiyle verilir ve bu sistemde sosyal güvence diye bir şey olmaz. Güvence olmayınca da düşünce özgürlüğü ortadan kalkar. Prof. Levent Köker: Zaten çok yetenekli ve nitelikli mezunlar çok uzun bir zamandan beri üniversitelerde araştırma görevlisi olmak istemiyorlar. Dolayısıyla YÖK Başkanı istediğini yapabilir. Doç. Levent Ürer: Çocuklar hocalarına bağımlı olacak. Çünkü sözleşmesi her an bitebilir. Araştırma Görevlisi Muammer Kaymak:Amaç akademik işgücü piyasası oluşturmak. Araştırma Görevlisi Barış Altaylıgil: Her yıl sözleşme yenilenmesi araştırma görevlileri üzerinde manevi bir yük yaratacaktır.

Yeni YÖK Başkanı’nın projelerini, Milliyet gazetesi yazarı Fikret Bila köşesinden duyurdu. Cumhurbaşkanı’nın, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat onuruna Çankaya Köşkü’nde verdiği yemekte YÖK Başkanı ile sohbet ettiklerini anlatan Bila, YÖK’te yeni projeleri Başkan Özcan’ın şu açıklamalarıyla duyurdu:

“Araştırma görevlileriyle ilgili düşüncelerimiz var. Bizde araştırma görevlileri kadrolu, maaşlı geliyor ve ileride akademik ilerlemede başarısız olunca mahkemeye gidiyor. Ayıramıyorsunuz. Bu nedenle ben, kadrolu, maaşlı uygulama yerine araştırma görevlileri için burslu sisteme geçmenin daha uygun olacağını düşünüyorum. Başarısızlık olursa burs kesilir ve sorun kalmaz. Ayrıca, TUS gibi genel bir sınav yapılması ve belli notun üzerindekilerden araştırma görevlisi alınmasını düşünüyorum. Öyle her hoca ben seni alıyorum, demesin, belli kişiler için kadro ilan edilmesin…”.


NTVMSNBC, Özcan’ın sözünü ettiği projeyi tartışmaya açtı. Akademisyenler, vakıf üniversitelerinde de uygulandığını belirttikleri bu projeye tepkilerini açıkladılar. NTVMSNBC’ye açıklanan görüşler şöyle:

Prof. Tahsin Yeşildere (Öğretim Üyeleri Der.Baş.):
BURSLAR AHBAP-ÇAVUŞ İLİŞKİSİYLE BELİRLENİR

Zaten vakıf üniversitelerinde uygulanan bir sistem bu. Bizim sürekli olarak savunduğumuz bir takım ilkelere son derece ters düşen bir yaklaşım. Biz araştırma görevlisinin alacağı maaşın yüksek olmasından yanayız. Ama bu burs tarzında değil tabii. Bu bursun verilme ilkeleri ve şekilleri genellikle ahbap çavuş ilişkisiyle oluyor. Hele bugünkü sistemde üniversitelerde kadrolaşmayı getirebilecektir. Akademik niteliklerini ilerletebilecek olanların öğrenciyken yapısı belli oluyor. Dolayısıyla hangi dalda iyi bir akademisyen olabilir, oradaki hocalar o gençleri yakından izleyerek tanıyabiliyorlar. Bunu merkezden üniversitelere atama şeklinde yaparsanız, aynen TUS sınavlarında olduğu gibi üniversitelere de bu yayılırsa sorunlar ortaya çıkacaktır. Akademik hayatta öğretim üyesiyle, yüksek lisans öğrencisi arasındaki ilişki.

YAZ AYLARINDA SOSYAL GÜVENCE YOK
Burs sistemi bir çok vakıf üniversetsinde uygulanıyor ve ortaya şöyle sorunlar çıkıyor: Sosyal haklardan yoksun oluyorlar. Örneğin Sabancı Üniversitesi gibi bir vakıf üniversitesinde düşüp belini inciten bir doktora öğrencisi hastaneye gittiğinde, yazın sigortanız yok, üniversiteler yazın tatilde, bursunuz ve sigortanız okul açıkken geçerli diyerek sosyal güvencesini vermiyorlar. Dolayısıyla burs sisteminde sosyal güvence diye birşey olmaz.

Ayrıca araştırma görevlisi seçimi merkezden olmamalı, üniversitelerin kendisine bırakmak lazım. Örneğin Boğaziçi Üniversitesi nitelikli eleman alabilmek için kendi mezun ettiği öğrenciye master ve doktora vermiyor. Başka yerlerdeki öğrencileri seçip alıyor. Dolayısıyla bunu öğrencilerin alım kriterlerini üniversitelerin kendisine bırakmak lazım.

DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ ORTADAN KALKAR
İkincisi, tabii ki araştırma görevlisinin özgürce bilim üretmesi, fikirlerini açıkça savunması, üniversitelerin geleceği açısından çok önemli. Sistemi değiştirmeden merkezden de atama yapsanız, burslu da yapsanız, ifadeleri anabilim dalı başkanına ters düştüğünde, “Bu başarısızdır, bursunu da kesin” deyip atarlar üniversiteden. Güvence olmayınca düşünce özgürlüğü ortadan kalkar.

Prof. Levent Köker (Gazi Üniversitesi):
KUŞKULARIM VAR

YÖK Başkanı’nın söylediklerinin bir bölümü uygulanıyor zaten. Vakıf üniversitelerinin önemli bir bölümü bu yönteme göre çalıştırıyorlar. Benim çalıştığım bölümde bir araştırma görevlisi arkadaşımızın üniversite ile ilişkisi kesildi. O da TODAİ’ye gitti. İngiltere’de master yapmış yetenekli bir arkadaşımızdı. Ama Gazi Üniversitesi’nden gidiyor, işte TODAİ’de falan çalışıyor. Bu sistem bana biraz Amerikanvari geldi. Olabilir ama Türkiye’nin şartları böyle bir sistemle daha nitelikli mezunların akademisyenliğe çekilmesi sonucunu doğurur mu, benim kuşkum var. Esas itibarıyla genç insanlara üniversite mensubu oldukları takdirde nasıl bir gelecek vaad ediyor, buna ilişkin bir şey söylememiz lazım. Bu projenin araştırma görevlisi niteliklerini, üniversitedeki akademik personel niteliklerini geliştirmeye dönük bir proje olduğu konusunda kuşkularım var benim.

BAŞKAN İSTEDİĞİNİ YAPABİLİR
Bütün bunlardan önce şunun düşünülmesi lazım. Özellikle benim çalıştığım sosyal bilimler alanı için söyleyebilirim, nitelikli mezunlar zaten üniversite mesleği, akademisyenlik mesleği yapmak istemiyor. Bir defa maddi şartlar cazip değil. Bu mesleğin herhangi bir getirisi yok ki. Profesörün aldığı maaş belli, üstelik son derece bürokratik bir disiplini var üniversitelerin. Hem bürokratik disiplini çekeceksiniz, hem düşük maaşa razı alacaksınız. Bu ancak çok idealist olarak yapılabilecek bir iş zaten. O yüzden çok yetenekli ve nitelikli mezunlar çok uzun bir zamandan beri üniversitelerde araştırma görevlisi olmak istemiyorlar. Dolayısıyla Başkan (YÖK Başkanı) istediğini yapabilir. Bu söyledikleri eğer daha nitelikli personelin üniversite mesleği olan akademisyenliğe özenmesine neden olacaksa ben desteklerim, ama hiç zannetmiyorum. Mevcut durum genç insanların akademisyen olmaları konusunda zaten yeterince caydırıcı.


Doç. Levent Ürer (İ.Ü-Öğretim Üyeleri Sendikası Üyesi)
KEŞKE MEMURLAŞTIRABİLSEK

Bu durumda hiç kimse mesleki güvencesi olmadığı için üniversiteyi tercih etmeyecektir. Bunun özgürlük boyutu da var. Çocuklar, hocalarına bağımlı kalacaklardır. Çünkü sözleşmesi her an sona erebilir, master her an bitirilebilir. Bu durumda farklı düşünceler üniversitelerden nasıl çıkacak? Devlet, hakları genişleten bir kurumdur, gerileten değil. Bu uygulamalarla haklar geriletiliyor. Tırnak içinde, “Keşke memurlaştırabilsek”… Çünkü memurun bir güvencesi var.

SİYASİ KADROLAŞMANIN ÖNÜ AÇILIR
Avrupa’da sınıfsal dengeler var. Avrupa’da bir işçi işe başvurmadan önce gider sendikaya üye olur. Türkiye’de bu olduğu gün, öğretim üyelerinin de bu yapı içine girmesi savunulabilir. Ama orada sendika da işçinin kalitesini arttıracak sendikadır. Öğretim üyesi sendikası, öğretim üyesinin kalitesini denetler ve kalitesini arttırmaya çalışabilir. Bizde bunlar daha oluşmadığı için bu tür özgürlüklerin yozlaşabileceğini, hatta siyasi kadrolaşmanın önünü açabileceğini düşünüyorum. Merkezden atama ile, kurumlara sadakat duygusu da olmayacağı için asistanlık duygusu ve kuruma bağlılık, kurum kültürü duygusu ortadan kalkacaktır. Mesela şu anda İstanbul Üniversitesi’nde çalışan hocaların tamamı, ekonomik duygularla değil, kurum duygularıyla üniversitede kalmayı sürdürmektedirler. Kurum duygusu ortadan kaldırılırsa, bu kurumların içlerinin çok rahat boşalacağını da görmeleri gerekir. Yapılmak istenen şey, ancak buna hizmet edecektir.

Muammer KAYMAK (Hacettepe-Araştırma Görevlisi):
YÖK BAŞKANI SANIYORUM HAKLARDAN RAHATSIZ

YÖK’ün 1990’lı yılların ortalarından bu yana yaygın bir şekilde uyguladığı 2547 sayılı yasanın 50/d maddesi, araştırma görevlilerinin lisansüstü eğitim süresince her yıl yenilenen sözleşmelerle istihdam edilmesini öngörüyor. Bu maddeye göre araştırma görevlilerinin lisansüstü eğitim bitince üniversite ile ilişiği kendiliğinden kesiliyor. Bunun pratikteki anlamı zaten burslu öğrencilik. Bu anlamda sayın YÖK Başkanı’nın dile getirdiği görüşler bir yenilik içermiyor. YÖK Başkanı sanıyorum, araştırma görevlilerine özlük hakları bakımından devlet memurlarının sahip olduğu hakların verilmesinden rahatsız. Yani lisansüstü eğitim süresince verilen düzenli maaş, sağlık ve sosyal güvenlik gibi hakların ortadan kaldırılmak istendiği anlaşılıyor. Bu anlamda iş güvencesi bakımından değil ama sosyal kazanımlar bakımından mevcut uygulamadan geriye dönüş niyetleri var. Elbette bu, her şeyi piyasa mantığının çözeceğini düşünen zamanın ruhuna uygun bir yaklaşım.

KİŞİLİKSİZ AKADEMİSYEN TİPOLOJİSİ YARATILIYOR
Üniversitede iş güvencesi sorunu, “akademik gerekleri yerine getirmeyenlere bile iş güvencesi veriliyor” argümanıyla çarpıtılıyor. Herhangi bir devlet memuru, görevinin gereklerini yerine getirmediği zaman işletilecek mekanizmalar varsa aynısı akademik personel için de vardır. Yani akademik başarısızlık argümanını öne sürerek tüm akademisyenlerin iş güvencesini ortadan kaldırmak doğru değil. Kaldı ki üniversitede kalmayı tercih edenlerin ezici bir çoğunluğu, düşük maaşlara ve diğer tüm olumsuzluklara rağmen bu işi bir yaşam biçimi olarak benimseyen idealist insanlardır. Üniversitede iş güvencesinin olmayışı, kendi gözlemlerime dayanarak söylüyorum, doktora bitince karşılaşılacak işsizlik tehdidi karşısında akademik verimi azaltmakta, parlak öğrencileri akademik kariyer düşüncesinden uzaklaştırmakta, iş güvencesi olmadığı için üniversiteler ve ülke meseleleri hakkında hiçbir eleştirel tutum almayan, edilgin ve kişiliksiz bir akademisyen tipolojisi yaratmaktadır. Üniversitede iş güvencesinin tamamen kaldırılmasının altında yatan en önemli etken bir akademik işgücü piyasası oluşturmaktır. Akademiye ve bilime tümüyle yabancı olan işletme /işveren/çalışan ilişkileri hakim kılınmaya çalışılmaktadır. Bu Batı üniversitelerinde sonuçları şimdiden sorgulanmaya başlanan piyasa merkezli dönüşümün önemli bir adımıdır. Bu yöndeki girişimlerin tümüyle başarıya ulaşması halinde, zaten kurumsallaşma problemi olan üniversitelerimizden geriye bir şey kalmayacağı konusunda derin kaygılarım var.

Barış Altaylıgil (İ.Ü-Araştırma Görevlileri Temsilcisi)
SÖZLEŞMENİN YENİLENMESİ MANEVİ YÜK OLACAK
Bir genç 23’ünden sonra yüksek lisansa girip, 3 yıl yüksek lisans, 4 yıl doktora, 7-8 yıllık eğitimden sonra üniversiteye kazandırılabiliyorsa, hem yüksek lisans, hem doktorayı başarıyla tamamlamışsa, bu gençlerin üniversitede kadro almasının önünde bir engel bulunmaması gerekir. Doktora tezi savunması dışında ekstradan bir sınav, eleme sisteminin çıkartılması, aslında üniversitenin kendi işleyişine karşı kuşkuyla yaklaşması anlamına geliyor. Bunu doğru bulmuyorum. Türkiye’de üniversitelerin siyasetle ilişkisi çok dolaylı değil. Dolayısıyla her yıl sözleşme yenilenmesi araştırma görevlileri üzerinde manevi bir yük yaratacaktır.

HAYATIMIZ SINAVLA GEÇTİ

Yapılması gereken şey, yüksek lisans ve doktora programlarının niteliği arttırılarak, üniversiteye değerli akademik kadroların kazandırılması. Ekstra sınavlar doğru değil. Zaten biz bu noktalara gelene kadar hayatımız sınavla geçti. Dünyada rekabet etmeye çalıştığımız ABD ve Avrupa üniversitelerindeki gençler bizim kadar sınavlara girmiyor. Çözüm ekstra sınavların kurgulanması değil, bilim adamının üniversiteye hangi araçlarla katılımının sağlanacağı konusu. Yeni kurulan üniversitelerde öğretim açığı var. Sorun, bu kadroların nasıl yetiştirileceği sorunudur.

ALDIĞIM ÜCRET 1.086 YTL
6 yıldır üniversitedeyim. Doktora tezimi vermek üzereyim. Şu anda aldığım ücret 1.086 YTL. Vakıf üniversitelerinde de aşağı yukarı bizimle aynı alıyorlar. Ancak bazı vakıf üniversitelerinde bu ücretin daha da aşağı çekildiğini arkadaşlarımdan duydum. Üniversitede kalmak için bu kadar eziyet çekmeyi kim, niye göze alsın ki?


Kaynak: Kadim Dostlar ™ Forum

Bu içerik 09.01.2008 tarihinde Erkan tarafından, Eğitim Haberleri, Gelişmeler, Sorunlar ve Sınavlar bölümünde paylaşılmıştır ve 6297 kez okunmuştur. Bu içeriğin devamında incelemek isteyebileceğiniz 1 adet mesaj daha bulunmaktadır.

[Tartışma] Araştırma Görevlileri Kadrolu Mu Olsun, Bursla Mı Çalışsın Konusunda Görüşler orjinal içeriğine ulaşmak için tıklayın ...

Önceki Makale[Matematik] OBEB ve OKEK - Ortak Bölenlerin En Büyüğü ve Ortak Katların En Küçüğü Sonraki MakaleAtatürk'ün Yazdığı Şiirler | Kasidei İstibdat Yahut Kırmızı İzler

Bu Makaleyle İlgili Fikirlerinizi ve Görüşlerinizi Diğer Ziyaretçilerle Paylaşabilirsiniz