Bilgi Bankamız 62 Kategoride, 9052 Makale ve Konu Anlatımı içermektedir. Son Güncelleme: 27.01.2020 06:06

Felsefi Açıdan Atatürk Devrimleri, Aydınlanma ve Hümanizm


İçerik Hakkında Bilgi

  • Bu içerik 04.12.2008 tarihinde patriot34 tarafından, Felsefe - Arkeoloji - Mitoloji ve Efsaneler bölümünde paylaşılmıştır ve 1416 kez okunmuştur.
    Kaynak: Kadim Dostlar ™ Forum

İçerik ve Kategori Araçları


Felsefi Açıdan Atatürk Devrimleri, Aydınlanma ve Hümanizm


Atatürk devrimlerinin temel amacı, çağdaş bir yaşam biçimi kazandırmaktır. Yeni bir yaşam biçimi kazandırmak için, yeni bir görüş, yeni bir insan yaratmak gereklidir. Çağdaş yaşamı sağlayacak kurumlar, ulusun en yüksek uygarlık gereklerine göre ilerlemesini sağlayacak şekilde oluşturulmalıdır. Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” özdeyişi devrimlerin temeli olmuştur. Bu aydınlanmadır, akıl ve bilimi kullanmadır. Ortaçağ düşünce ve yaşamının atılması, çağdaş yaşama geçilmesidir.


Türk toplumu Atatürk’ten önce de çağdaş uygarlığa geçme çabası içinde olmuştur. XVII. yy’dan beri bu çabalar görülmektedir. Bu çabalar, İslam kültürü çevresinden çağdaş batı kültürüne geçme çabalarıdır. Sıradan bir kültür çevresi değişiminden çok, Ortaçağdan yeniçağa geçme çabalarıdır. Tanzimat’la resmileşmiş olan çağdaşlaşma, ortaçağdan kurtulamamıştır. Bunu ortaçağdan ayıracak adımlar ancak Atatürk devrimleriyle gerçekleşmiştir. Devrimlerin temel anlamı da budur.

Ortaçağ kültürü, bir kültür biçimi olarak insanlık tarihinin evrensel bir olgusudur, yadsınamaz. Antik kültür üzerine kurulmuş ve gelişmiş bir kültür biçimidir. Hıristiyanlık ve İslamiyet, uzun yıllar ortaçağ kültürünü sürdüregelmiştir. Aslında bu iki kültür birbirine çok yakındır. Dinsellik bu iki kültürün baş özelliğidir. Bir okul felsefesi olan skolastik felsefe ortaçağ felsefesidir. Dinseldir, araştırmaya gerek duymaz, çünkü Tanrı katından belirlenir bütün bunlar.


AristoAna tutum olarak İslam ve Hıristiyan ortaçağları benzerdir. Müslümanlık, Suriye ve Mezopotamya’da Helenistik kültür ortamı üzerine gelişmiştir. Öğreti olarak Yunan felsefesine dayanmaktadır. Eflatun ve Aristo; Farabi, İbn-i Sina, ve İbn-i Rüşt’e kaynak ve destek olmuşlardır. Dolayısıyla İslam felsefesi de skolastiktir. Eflatun ve Aristo’ya bağlanılmış olduğundan, onların doğruları kabul edilmiştir. İslamiyet’le bağdaştırılmaya çalışılmıştır.



İbn-i SinaOrtaçağ eğitiminden de söz edersek; Batı ve Osmanlı ünüversiteleri skolastik tutumludur, temel Aristo felsefesidir. İslam felsefecileri, Aristo felsefesini yorumlamaya, İslam’a bağdaştırmaya, açıklamaya çalışmışlardır. Fatih S. Mehmet İstanbul’u aldıktan sonra Molla Hüsrev ve Ali Kuşçu’ya Fatih Medreseleri’ni kurdurmuştur. Floransa’da Platon Akademisi kurulmuş, Rönesans kültürüne büyük katkılarda bulunmuştur. Paris, Oxford vb. üniversiteler çok daha hümanist öğretim ve araştırmaya çoktan başlamıştır. Osmanlı medreseleri çağın gerisinde kalmıştır. Cumhuriyete kadar gelen bu tutum, Öğretim Birliği Yasası ile değiştirilmiştir.

Rönesans, yeniden doğuş anlamı taşımaktadır. Ortaçağ felsefesine bir tepkidir, bağımsız bir felsefedir. Felsefe konusu ve amacını kendi belirlemiştir. Rönesans düşünürü, tutkulu bir araştırmacıdır. Büyük buluşlar ve keşifler de araştırma coşkusunun payı büyüktür. Rönesans dinsel yaşantıya da özgürlük getirmiştir. Din kendini belirlemesi demek olan vahiy değil, aklın ürünü olarak tanımlanmış, açıklanmıştır.


KopernikRönesans’ta “doğayı bilmek” konusu, bilginin egemenlik sağladığı açık olarak görülmektedir. Aristo’nun “Yeryüzü ve gökyüzü, yapı ve yasaca birbirinden ayrıdır, evren sonlu ve duruk varlıktır, yer evrenin merkezidir” görüşü ortaçağ görüşüdür. Buna karşılık Rönesans’ta Kopernik güneş merkezli evren sistemiyle yeni doğa bilimini başlatmıştır. Kepler ve Galilei de bilimsel olarak işlemişlerdir. Bütün bunlara karşılık, bilim adamlarının işi zor olmuştur. Çeşitli cezalar, aforozlar, adam yakmalar yaşanmıştır.

XVIII. yy Rönesans felsefesi aydınlanma felsefesi olarak da tanımlanmaktadır. Rönesans eğilimleri XVII. yy’ da kendini göstermeye başlar. descardest, Spinoza, Libniz vb. düşünürler bu kültür felsefesini XVIII. yy’ a taşımışlardır. “Aydınlanma, insanın kendi düşmüş olduğu ergin olmayış durumundan, yani kendi aklını bir başkasının kılavuzluğu olmadan kullanamama durumundan kurtulmasıdır.” (İ. Kant)

“Aklını kendin kullanma cesaretini göster” sözü aydınlanmanın parolası olmalı… Ergin olmayan insan, tembel ve korkaktır. Onun yerine düşünen, karar veren, uygulayan vardır hep. Ancak bağımsız düşünebilen insan başarılı olabilir. Aydınlanma, bir gelişme, ilerleme, olgunlaşma sürecidir.

Yeniçağ, tarih konusunda da yeni bir anlayış getirmiştir. Ortaçağ dünya görüşünün aksine, öbür dünyadan bu dünyaya, bilime, akıla yöneliş vardır.Tarih görüşünde; ortaçağın durağanlığına karşılık, yeniçağ değişimi getirmiştir. “Değişmeyen tek şey değişimdir.” (Herakleitos) Bu değişim din kültüründen dünya kültürüne geçiş anlamı taşır. Tarih; yasasını dıştan değil, kendinden edinen, yaratan bir gerçek olmuştur, tümüyle insanındır.

Rönesans döneminde gözler öbür dünyadan bu dünyaya çevrilmiştir. İnsan ümmet toplumundan kendini kurtarıp, kişiliğini bulmuştur. İnanma ve araştırma özgürlüğü kurulmuştur. Dünya görüşü insanlaşmış, tarihi yaşam da doğal olarak anlamaya vardırılmıştır. Aydınlanma içinde bulunan J. J. Rousseau’nun Fransız devrimine etkisi yadsınamaz. İngiliz devrimi ve Amerikan Hukuk Bildirgesi’nin temelini de aydınlanma oluşturur.



Atatürk’ün, Türk toplumunu kesin olarak yöneltmeyi istediği yeni batı uygarlığının temel niteliği aydınlanma tutumudur.

“Akla uygun olmayan, hiçbir nedene dayanmayan birtakım geleneklerin, korunmasında direnen ulusların ilerlemesi çok güçtür. Belki hiç olmaz. İlerlemek yolunda bağları ve koşulları aşamayan uluslar, çağa uygun, akla uygun bir yaşam içinde olamazlar. Genel yaşamda görüşü geniş olan ulusların ellerine düşüp, onlara tutsak olmaktan kurtulamazlar.” (Atatürk)

“Gözlerimizi kapatıp, herkesin ayrı ve dünyadan uzak yaşadığımızı düşünemeyiz. Bir sınır içinde kalıp, dünya ile ilgisiz yaşayamayız. İleri ve uygar bir ulus olarak, çağdaş uygarlık alanı içinde yaşayacağız. Bu yaşama da ancak bilgiyle teknik ile olur. Bilgi ve teknik nerede ise oradan alacağız. Ulusun her bir insanının kafasına koyacağız. Bilgi ve teknik için başka bağ, başka koşul yoktur.” (Atatürk)

“Şimdiye kadar ulusun beynini paslandıran, uyuşturan ve bu istekte bulunanlar olmuştur. Herhalde zihinlerde bulunan boş inançlar, tümüyle atılacaktır. Onlar çıkarılmadıkça beyne gerçek aydınlıkları aşılamak olanaksızdır.” (Atatürk)

Bütün bunların ışığında, Atatürk devrimlerini, aydınlanma ve hümanizm anlamaya çalışırken doğru yorumlamak gerektiğini düşünüyorum. En büyük kaynak da yine “Atatürk’ün Nutku”dur.

ALINTIDIR..

Felsefi açıdan inceleme ve yorum olduğu için Atatürk bölümüne açmadım bilginize,uygunsa taşınabilr.


Kaynak: Kadim Dostlar ™ Forum

Bu içerik 04.12.2008 tarihinde patriot34 tarafından, Felsefe - Arkeoloji - Mitoloji ve Efsaneler bölümünde paylaşılmıştır ve 1416 kez okunmuştur. Bu içeriğin devamında incelemek isteyebileceğiniz 0 adet mesaj daha bulunmaktadır.

Felsefi Açıdan Atatürk Devrimleri, Aydınlanma ve Hümanizm orjinal içeriğine ulaşmak için tıklayın ...

Önceki MakaleKamuoyu Araştırması Nedir? | Kamuoyu Araştırması Türleri - Kamuoyu Yoklaması - Pazar Araştır­ması Sonraki MakaleTakkeci İbrahim Ağa Camii - Topkapı - İstanbul | İbrahim Çavuş Tarafından 1591-92 Yıllarında Yaptırılmış

Bu Makaleyle İlgili Fikirlerinizi ve Görüşlerinizi Diğer Ziyaretçilerle Paylaşabilirsiniz