Bilgi Bankamız 62 Kategoride, 9052 Makale ve Konu Anlatımı içermektedir. Son Güncelleme: 27.01.2020 06:06

Atatürk Ve Ekonomi | Atatürk’ün Ekonomik Kalkınma Modeli – Atatürk’ün Maliye Ve Para Politikası


İçerik Hakkında Bilgi

  • Bu içerik 12.04.2008 tarihinde Hale tarafından, ATATÜRK'ün Hayatı ve Hakkında Yazılanlar bölümünde paylaşılmıştır ve 7798 kez okunmuştur.
    Kaynak: Kadim Dostlar ™ Forum

İçerik ve Kategori Araçları


Atatürk ve Ekonomi

ATATÜRK, savaş döneminde bile ekonominin önemli olduğunu vurgulayarak, ekonominin durmaması gerektiğine değiniyor ve ‘‘ekonomi varsa insan vardır, devlete de gelir vardır’’ diyordu.


Yabancı sermayeyi, ekonomi politikamıza uygun olduğu sürece desteklemenin gerektiğini belirten Atatürk, yabancı işadamlarının işyerlerinin kapatılıp, ticaretlerine son verilmesine de karşı çıkıyor, bunun yerine, hem devlete gelir sağlamak hem de ekonominin sürekliliği için, gümrük resmini üç katına çıkarmanın daha anlamlı olacağını belirtiyordu.

Atatürk’ün 17 Şubat 1923’te, İzmir’de İktisat Kongresi’nde ‘‘… ekonomiye, birinci derece önem vermek zorundayız. Kılıçla zafer kazananlar, sapanla zafer kazananlara mağlup olmaya ve sonuçta yerlerine onlara vermeye mecburdur. Ekonomi her şey demektir… İnsan varlığı için ne gerekliyse, onların hepsi demektir. Ziraat demektir, ticaret demektir, çalışma demektir…’’ sözleriyle ekonominin önemini net olarak ortaya koyduğunu fark ediyoruz.

Devlet, varidatının inkişafını, yeni vergiler ihdasından ziyade, devamlı bir programla mevcut vergilerin tarh ve icabet usullerinin ıslahında aramak lazımdır.


1 Kasım 1937 ATATÜRK

Atatürk’ün ödediği vergi

PARA ve mala karşı ciddi bir eğilimi olmayan Atatürk’ün; Cumhurbaşkanlığı maaşı, ödeneği ve emekli aylığından başka geliri yoktu.

Cumhurbaşkanlığı aylığı ve ödeneği, 1927‘ye kadar 5.000 lirası aylığı olmak üzere 7.000 liraydı. 1927‘de bunlara, genel bir yasa ile ‘‘pahalılık zammı’’ adı ile 2.480 lira eklenir.

1927 ve 1928‘de, bu gelirinden toplam 453 lira, 1929 ve 1930‘da 724 lira, 1931‘de de 1293 lira vergi kesilir. Kendisine net ödenen 13.186 liradır.

1932 yılında çıkan bir yasa ile yüksek maaş ve ücretlere ağır vergi konulur. Buna göre, Atatürk’ün maaş ve ödeneğinden kesilen vergi 5.401 liraya çıkar ve ayda net 9.078 lira almaya başlar.

Özetle, Atatürk o dönemde, eline geçen net aylığın yüzde 60’ı oranında vergi ödüyormuş…


Atatürk’ün 4. Kurultay konuşması…
9 Mayıs 1935
4. Kurultay, Mustafa Kemal Atatürk’ün katıldığı son kurultay oldu.

C. H. P.
4 üncü Büyük Kurultayında
Genel Başkan Kamâl Atatürk’ün Söylevi

Kurultayın sayın üyeleri;

Karşılarında bulunmakla haz duyduğum delege arkadaşlarımı selamlarken; yüce ulusumuzu saygı ile anarım. (Alkışlar)

Bu anda, bundan önceki Kurultayları ve Partimizi doğuran ilk Sivas Kurultayını-ki, dış ve iç düşmanların süngüleri altında kurulmuştur – hatırlamak, geçen on altı yılın bütün hadiselerini göz önüne getirmeği kolaylaştırır.

Uçurum kenarında yıkık bir ülke… türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar… yıllarca süren savaş.., ondan sonra, içerde ve dışarda saygı ile tanılan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet (sürekli alkışlar) ve bunları başarmak için arasız, devrimler… işte, Türk genel devriminin bir kısa diyemi…

Bayanlar, Baylar;

Partimizin her kurultayı, denebilirki, bir dönüm başında toplanmıştır. 1927 Kurulayı, doğuda kopan azıyı yenerek Cumuriyetin sarsılmaz temelde olduğunun anlaşılmasına; 1931 Kurultayı güvenlik ve sükûnun kesin olarak kurulmasına rasgelir. Bu kurultayımız ise, geniş ölçüde gelişim devri içinde bulunduğumuz günlerde toplanmış oluyor,

Kurultayın, yeniden alacağı ilerleme ve yükselme tedbirlerile vatanın yüksek yönetimini erdemli ellerinde tutan Partimizin, şerefli tarihini zenginleştireceğine şüphe yoktur.

Geçen Kurultaydan bugüne kadar, kültürel ve sosyal alanda başardığımız işler, Türkiye Cumuriyetinin ulusal çehresini, kesin çizgilerile, ortaya çıkarmıştır. Yeni harfleri, ulusal tarihi, öz dili, ar, ilimsel müzik ve teknik kurumları ile, kadını erkeği her hakta eşit, modern Türk sosyetesi bu son yılların eseridir. ( Sürekli alkışlar)

Türk ulusu ancak varlığını derin ve sağlam kültür sınırları ile çevreledikten sonradır ki, onun yüksek kapasitesi ve erdemi, uluslar arasında tanılır. Türk ulusuna doğunsal rengini veren bu devrimlerden her biri, çok geniş tarihsel devirlerin öğünebileceği büyük işlerden sayılsa yeridir. ( Sürekli alkışlar) Bütün bu işler, Partimizin programını, özenle göz önünde tutarak başarılabilmiştir.

Tüzel, sağlık, sosyal, finans, ekonomi ve bayındırlık işlerimizde, hiç durmadan aldığımız yeni tedbirlerin eyi ve yerinde olduğuna kani bulunuyoruz.

Akdenizi Karadenize demirle bağladık. Anadoluda özel şirketler elindeki bütün yolları satın aldık; İstanbul ve İzmirde liman ve rıhtım işleri devlet eline geçti; Diyarbekir kapısındayız. Antalyaya, Erzuruma, kömür yurduna durmadan gidiyoruz. (Sürekli alkışlar)

Devlet Demiryolları kurumu, bugün, kendi malımız olan beş yüz milyon liralık bir işi çevirmektedir.

Sayın arkadaşlar;

Geçen dört yılın başlıca işlevi ekonomi alanında olmuştur. Bir çok ülkeler, acunsal buhran karşısında sarsılmış ve umutsuzluğa düşmüşken biz, bu kapsal felaket önünde cuda irkilmedik. ( Alkışlar ) Yurdun ekonomisini yeni bir düzene yönetlemiş bulunuyoruz. Arsıulusal tecimi denkleştirerek, iç pazarı harekete getirerek kendimizi korumağı başardık. Asıl önde tuttuğumuz iş, geniş bir endüstri programını gerçekleştirmeğe başlamak olmuştur (alkışlar). Bu program, tamamile gerçekleştiği gün, şüphesiz yurddaşın geçimi hissolunacak derecede genişleyecektir.

Tarım ve endüstri hareketlerimiz biribirini kollayan tedbirlerle yapılmaktadır.

Maden ürünlerimiz, son zamanlarda özel bir gelişim gösterdi. Umudumuz o dur ki gelecek kurultay maden işlerile beraber deniz ekonomisinde bu gün almakta olduğumuz tedbirlerin verimli sonuçlarını dermiş olarak, toplanacaktır. ( Alkışlar)

Görüyorsunuz ki arkadaşlar; yepyeni bir güdümlü ekonomi düzeni kurmakla uğraşıyoruz. Partimizin ekonomik anlayışı bu yöndeki programımızın, yurdun ihtiyaçlarını karşılıyacak ve onu az zamanda gelişmiye ve genişliğe erdirecek en eyi program olduğunu gösterecektir. Yeni öğütleriniz ve direktiflerinizle, yeniden ilerleme ve yükselme tedbirlerimizi kolaylaştıracağınıza şüphe yoktur.

Bayanlar, Baylar;

Cumhuriyetin dış siyasada özenle güttüğü amaç arsıulusal barışı korumak ve güven içinde yaşamaktır. Komşularımızla dostluk ve eyi geçinme yolunda her gün biraz daha ilerlemekteyiz.

Sovyetlerle dostluğumuz, her zamanki gibi, sağlamdır ( Sürekli alkışlar) ve içtemdir. Kara günlerimizden kalan bu dostluk bağını, Türk ulusu unutulmaz değerli bir hatıra bilir. (Sürekli Alkışlar ) İki memleket arasında her yönden değetler, sıklaşmakta ve genişlemektedir. Sovyetler, Cümuriyetimizin onuncu yılında, yüksek delegelerile, şenliklerimizde hazır bulundular.

Devletlerimiz, hükûmetlerile ve uluslarile, her fırsatta birbirlerine nasıl inandıklarını ve ne kadar güvendiklerini bütün dünyaya göstermektedirler. (Alkışlar). Son günlerde boğazlar mes’elesini ortaya koyduğumuz zaman, Sovyetlerin bizim tezimizdeki doğruluğu ve haklılığı bildirmiş olmaları, Türk ulusunda yeniden derin dostluk duyguları uyandırmıştır. (Sürekli alkışlar).

Türk – Sovyet dostluğu arsıulusal barış için şimdiye kadar yalnız hayır ve fayda getirmiştir. Bundan sonra da yalnız hayırlı ve faydalı olacaktır. (Alkışlar)

Arkadaşlar,

Geçen dört yıl içinde bir önemli hadise de Balkan Paktıdır, Dört devlet; kendi güvenleri için ve Balkanların, karışma ve karıştırma konusu olmaktan çıkması için içten bir kanaatle birbirlerine bağlanmışlardır. (Alkışlar) Balkanlı bağlaşıklarımızla gittikçe artan bir beraberlik ve dayanışma siyasası güdüyoruz.

Yükenlerimizin gereklerini, kesin bir bayrılıkla gözetiyoruz.

Asıl dikkate değen, Balkan Paktının, daha bir yıl içinde, arsıulusal barış için büyük bir etke Olduğunun anlaşılmasıdır. (Alkışlar) Balkan Paktı, gittikçe, Avrupa barışının başlıca temel taşlarından biri olmak yerindedir. (Alkışlar)

Geçen dört yılın şerefli hadiselerinden biri olmak üzere, Iran Şahınşahının, sayın konuğumuz olduğunu kıvançla hatırlatırım. (Alkışlar) Bu şahsi tanışmadan iki memleketin kazandığı faydalar pek geniş olmuştur. İki kardeş ulusun arasını açacak hiçbir mesele kalmadığı ilan edilmiş ve birbirinin bahtiyarlığından kuvvetli olmalarından başka dilekleri bulunmadığı anlaşılmıştır. (Sürekli alkışlar)

Afgan devletinin uluslar sosyetesine girişini selamlamakla bahtiyar olduk. (Alkışlar) Bu kardeş ulus ile dostluk bağlarımız mutlu bir surette ilerlemektedir. (Alkışlar)

Yakın komşularımızla ve uzak devletlerle olan ilgilerimiz, genel olarak, nomal ve dostçadır. ( Alkışlar ) Arsıulusal ilgilerin gerektirdiği bütün değetleri ve konuşmaları kıvançla kolaylaştıryoruz.

Türkiye Cumuriyeti arsıulusal ailenin, ancak faydalı, çalışkan ve iyi geçimli bir unsuru olmak amacındadır. (Sürekli alkışlar) Uluslar sosyetesinde ciddi barış ve elbirliği isteğile çalışıyoruz.

Uluslar sosyetesinin, arsıulusal güveni arttıracak, geçmişten kalma hastalıkları iyileştirecek, insani sonuçlara varabilmesi başlıca dileklerimizdendir. (Alkışlar)

Arkadaşlar:

Arsıulusal durum nazik bir buhran geçirmektedir. Eski ve büyük anlaşmazlık, son çatışmalarla heyecanlı bir noktaya gelmiştir. Bugünkü yüksek insanlığın, ulusları birbirine yaklaştırma çarelerini bularak, genel güvensizliği ortadan kaldırılmasını nummak isteriz,

Bununla beraber bütün dünya gidişini göz önünde tutarak dikkatli, hazırlıklı, uyanık bulunmak lüzumuna kaniiz. (Alkışlar) Gene bu kanaatladır ki, dostluklarımıza bağlı ve bütün ilgilerimizde eyicil bir sıyasa ile elimizden geldiği kadar genel barışı kurmak istiyoruz. (Alkışlar)

Bayanlar; Baylar;

Size biraz da partimizin son yıllardaki öz hayat ve kınavından bahsedeyim. Geçen kurultayın parti örgütlerine vermiş olduğu çalışma yöneti çok faydalı ve verimli olmuştur. Parti üyeleri, prensiplerimizi anlatmakta, yaymakta ve bütün yurttaşların sevgilerini, güvenlerini kazanmakta, kendilerinden beklendiği gibi hareket etmişlerdir. Parti seçimlerinin canlı ve özenli bir tarzda oluşu, siyasal hayatımızda önemli bir ilerleyiştir.

Partimizin, Halkevlerile bütün yurddaşlara kucağını açması vatanda sosyal ve kültürel bir devrim yaptı.

Sevgili arkadaşlar;

Cumuriyet Halk Partisinin esas düşünce ve dileği, vatandaşları her türlü ayrılıktan korumak, onları, kendileri ve büyük Türk ulusu için faydalı kılmaktır. (Okay sesleri, alkışlar)

Programımızda, iş bölümlerinin her birinde bulunan, yurddaşların özel ve genel asığları ve genlikleri, ayrasız, göz önünde tutulmuştur. Bu hakikatın bütün yurddaşlarca, yalın olarak, bilinmesi çok önemlidir. Bunu yurddaşlara anlatmak ve bu suretle onların sevgilerini ve güvenlerini kazanmak, parti üyelerinin kutsal ödevidir. (Alkışlar)

Türk ulusu kendisine hizmet edenleri, sürel bir surette, değerlemiş ve onlara ünvermiştir.

Son saylav seçiminde Partimizin ulusun güvenini kazanması bize, çalışmamızda yeniden büyük şevk ve kuvvet vermiştir. (Alkışlar)

Ulusa hizmet yolunda bütün varlığımızla çalışmak, parti üyelerinin bozulmaz andıdır. (Ayakta sürekli alkışlar)

ATATÜRK’ÜN EKONOMİK KALKINMA MODELİ…

Atatürk‘ün asker ve kumandan, devlet kurucusu ve yöneticisi, toplumsal ve siyasal önder olarak büyük dehası bütün dünya ülkelerinde kabul görmüş bulunmaktadır. Büyük Önder’in görüşleri ile ilgili araştırmalarımız, O‘nun ekonomi alanında da, dehasının ışıklarını yansıtan bir ekonomik kalkınma modelini geliştirdiğini, uyguladığını ve büyük ekonomik sonuçlar aldığını göstermektedir (1) . Dünyanın ezilen uluslarına bağımsızlık konusunda verdiği büyük örnekle birlikte, dünyanın ekonomik ve toplumsal kalkınmada geri kalmış ülkelerine bir kalkınma modeli örneği de vermiştir. Bugünkü bilgilerimizle dahi bizlere ve dünyanın gelişmekte olan ülkelerine yol gösterici özellikler taşıyan bu model, toplum refahının bölgeler ve kişiler arasında dengeli dağılımı açısından türlü güçlükleri olan gelişmiş ekonomileri yönetenlere de önemli yararlar sağlayabilir. Su özellikleri ile, Atatürk’ün ekonomi politikası, uygulaması ve uygulamada aldığı sonuçlar, gelişmiş, gelişmemiş, sosyalist, kapitalist bütün ülkelerin yönetici ve uzmanlarınca önemle incelenmelidir. Bu incelemelerin dünyanın kıt doğal kaynaklarının iyi kullanılmasını sağlamak açısından insanlık yararına büyük sonuçlar vermesi beklenebilir.

ATATÜRK’ÜN EKONOMİK KALKINMA POLİTİKASININ TEMEL KAVRAMLARI.

Atatürk’ün ekonomi alanında kendinden önce öne sürülmüş ekonomik sistemlerle ilgili ideolojilerden hangisini benimsediği konusunda çok tartışma yapılmıştır. Oysa Atatürk’ü sağ veya sol ekonomik ideolojilere kapılmış ya da onları benimsemiş bir lider olarak göstermek, O’nun anısına yapılmış büyük haksızlıklardan biri olsa gerektir. O, kendi ekonomik ideolojisini zaman içinde oluşturmuş ve onu yıllarca uygulamıştır.

Bu ekonomik kalkınma modeli, sosyalist bir model değildir; kapitalist bir model de değildir; O’nun ifadesi ile “ferdiyetçi” değildir; “bolşevik” değildir. “İhtilalci sendikalist” değildir. (2) Araştırmalarımız bu kalkınma modelinin, günümüzdeki deyimlerle “demokratik düzen içinde dengeli ve hızlı bir plânlı karma ekonomi kalkınma modeli” olduğunu göstermektedir. Kendine has özellikleri ve diğerlerinden önemli farkları olan bu modeli “Kemalist Ekonomik Kalkınma Modeli” olarak adlandırıyor ve burada onun temel özelliklerini açıklamak istiyoruz.

Çağdaş anlamda bir “model” in bütün unsurlarını taşıyan Atatürk’ün ekonomi politikasının, belirli ve ölçülebilir amaçları vardır; bu amaçlara uygun araçlar vardır; araçların topluca amaçlara yöneltilmesini sağlayan bir sistem yaklaşımı vardır; ekonomik sistemin bütün alt-sistemlerle belirlenebilen ve ölçülebilen sonuçları vardır; ve bu sonuçların amaçlarla karşılaştırılmasından sonra ulaşılacak yargılara göre düzeltilmesini sağlayacak bir geri-besleme düzeni vardır. Bu özellikleri olan ekonomik kalkınma politikası ile Atatürk, askerî stratejide uyguladığı o eksiksiz “sistem yaklşımını”, amaçladığı toplumsal kalkınma sisteminin bir alt sistemi olan ekonomiye de uygulamıştır.

Atatürk’ün ekonomik kalkınma amacına ulaşmak için benimseyip uyguladığı bu sistem yaklaşımının en, özlü ifadesi yine kendisine aittir :

”Şimdi arkadaşla, ekonomi hayatımızı gözden geçireğim. Derhal bildirmeliyim ki ben ekonomik hayat denince, ziraat, ticaret, sanayi faaliyetlerini ve bütün nafıa (bayındırlık) işlerini, birbirinden ayrı düşünülmesi doğru olmayan bir kül (bütün) sayarım. Bu vesile ile şunu da hatırlatayım ki, bir millete müstakil (bağımsız) hüviyet ve kıymet veren siyasi varlık makinasında, devlet fikir ve ekonomi hayat mekanizmaları, birbirlerine bağlı ve birbirlerine tâbîdirler. O kadar ki, bu cihazları birbirine uyarak aynı ahenkte çalıştırılmazsa, hükümet makinasının motris (önde gelen, sürükleyici) kuvveti israf edilmiş olur; ondan beklenen tam verim elde edilemez. Onun içindir ki, bir milletin kültür seviyesi üç sahada, devlet, fikir ve ekonomi sahalarındaki faaliyet ve başarıları neticelerinin hasılası ile ölçülür”. (3)

KEMALİST EKONOMİK MODELİNİN AMAÇLARI

Atatürk’ün söz ve eylemlerinden çıkarabildiğimize göre kalkınma modelinin temel amaçları şöyle özetlenebilir :

1.Tam istihdamın,

2.Hızlı ve dengeli sermaye birikiminin,

3.Dış ödemeler dengesinin,

4.Dengeli gelir dağılımının,

5.Enflasyonsuz yüksek bir büyüme hızının,

6.Dengeli bir bölgesel kalkınmanın,

7.Özel girişim işletmelerini geliştirmenin,

8.Hızlı teknolojik gelişmenin, sağlanması, (4)

Kemalist Kalkınma Modelinin Stratejileri de şöyledir :

1. Kişisel girişim gücü korunmalı ve desteklenmelidir.

Ekonomik kalkınmanın temelinde kendi deyimiyle, ”ferdî teşebbüs ve menfaatin bulunması” doğaldır ve bunun böylece kabul edilmesi, demokratik rejimin temel koşulu ve kalkınmayı hızlandırmanın en etkin yoludur. (5)

2. Devlet, özel girişim alanını izlemeli, denetlemeli ve temel ekonomik amaçlara yöneltmek için teşvik etmelidir.

Devletin bu denetim ve yöneltmeyi etkinleştirebilmesi için, ekonomik faaliyete, doğrudan yatırımlar yaparak katılması ve özel girişimcilere öncülük etmesi gerekir, Ancak, devletin bu tür faaliyetlerinin, kişisel girişim gücünü engelleme noktasına, getirilmesi önlenmelidir. (6)

3. Kişisel girişimin engellenmesini önlemek için Devletin doğrudan yatırımlarına ve devlet işletmesinin ekonomi içindeki rol ve önemine sınırlar çizilmesi çok önemlidir.

Bu sınırlar, ekonomik hayatın dinamizmi içinde katı ve değişmez olamaz. Hükümetlerin temel görevlerinden biri, zaman içinde bu sınırları sık sık gözden geçirerek yeniden saptamak olmalıdır. Hükümetler, bu görevi aksattıkları takdirde “Ilımlı Devletçilik Politikası”, katı ve derimsiz bir “Devlet Kapitalizmi” ne dönüşecek ve ideolojik biçimler alacaktır. Bu tehlikeden kaçınabilmek için Hükümetler, devletin girişimde bulunduğu alan ve bölgeler geliştikçe, bu alan ve bölgelerde halk girişimcileri ve yöneticileri yetiştikçe, işletmelerdeki devlet mülkiyetinin halkla devredilmesini sağlamalıdır. Bu suretle halktan sağlanacak fonlarla, gelişmemiş alan ve bölgelerde yeni devlet yatırımları yapılmalıdır. Diğer deyişle, belirli işletmelerdeki devlet mülkiyeti geçici, ama “Devletçilik” sistemi kalıcı olmalıdır. (7)

4. Devlet yatırım ve işletmeleri için en uygun alanlar, alt-yapı yatırımlarıdır ve bu tür yatırımlar, devlet için en yüksek önceliğe sahip olmalıdır.

5. Devletin yatırım harcamaları yapılırken, devletin temel işlevleri ile ilgili öncelikler unutulmamalıdır.

Devletin harcamaları politikasının temelini oluşturan bu harcama öncelikleri, Atatürk tarafından yazılmış olan “Vatandaş için Medenî Bilgiler” kitabında şöyle sıralanmıştır :

1) Ülkede asayiş ve huzurun sağlanması,

2) Ulusal savunma ve Dış İşleri,

3) Ulaştırma,

4) Millî Eğitim,

5) Sağlık,

6) Sosyal Güvenlik,

7) Ziraat, ticaret, zanaate ait iktisadî işler. (8)

Görüldüğü gibi Atatürk’ün iktisadî politikasında, “İktisadî işler” devlet işlevlerinin görülmesi açısından son sırada bulunmaktadır. Bu öncelik sırasının doğal sonucu olarak devlet harcamaları, önce devletin temel işlevlerinin gerçekleştirilmesi ve ulaştırma, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi alt-yapı yatırım ve hizmetlerinin gerçekleştirilmesi için yapılacak, daha sonra devlet hazinesinin harcama imkânı kalırsa iktisadî işlere harcama yapılacaktır. Devletin iktisadî işlere harcama yapabilmesi için ancak devlet bütçesi fazlalarından, devlet tekellerinin ve işletmelerinin yarattığı fonlardan ve iç ve dış borçlanmadan elde edilen harcama imkânlarından yararlanılmalıdır. Atatürk’ün çok önemli olan bu stratejisinin uygulama biçimlerinden oluşan “bütçe politikası”, “maliye politikası”, “para politikası”, “yatırım politikası”

6. İktisadî işler için yukarda sayılan sağlıklı kaynaklardan elde edilen fonlar da bir öncelik sırasıyla harcanmalıdır.

Bu öncelikler de şöyle sıralanmalıdır :

1) Bayındırlık,

2) Tarım ve öncelikle sulama projeleri,

3) Tanmsal endüstri,

4) Ağır sanayi,

5) Hafif sanayi, ticaret, hizmetler.

Bu öncelik sırası, halkın kendi gücüyle yapabileceği yatırımlar ile ticaret ve hizmetler alanlarına devletin fazla yatırım yapmasının gerekli olmadığını, ifade etmektedir. (9)

7. Ekonomik klakınmanın sonuçları, toplumdaki bütün kişi, grup, zümre, ya da sınıflara eşit dağıtılmalıdır.

Atatürk’ün ekonomik kalkınma stratejisinde toplumun türlü kesim ve sınıfları arasında çatışma ve zıtlaşmaların önlenmesi amacı önemli bir yer almıştır. Bu konudaki sözleri şöyledir :

”…..Bizim nazerımızda çiftçi, çoban, amele, tüccar, saaatkâr, doktor, velhasıl herhangibir içtimaî (sosyal) müessesede (kurumda) faal bir vatandaşın hak, menfaat ve hürriyeti müsavidir (eşittir). (10)

8. Ekonomi, pazar ekonomisinin kurallarına, göre işletmeli; pazarları denetlerken, yönlendirirken ve doğrudan endüstri ve ticaret işletmeleri kurup işletirken Devlet, pazar ekonomisinin kurallarına uymalıdır (11).

KEMALİST EKONOMiK KALKINMA MODELİNİN TEMEL POLİTİKALARI

Yukarıda listesi verilen amaçlara, yine yukardaki stratejilerle ulaşabilmek için, hızlı, dengeli ve plânlı bir ekonomik kalkınma modelinin uygulamaya konması gerekmiştir. Bu tür bir ekonomik kalkınmanın uygulama araçlarından olan özel gieişim işletmeleri ile devlet işletme ve faaliyetlerinin tümü, ortak bir strateji çerçevesinde ekonomik kalkınmaya yöneltilmelidir. Atatürk’ün tayin ettiği ekonomi politikaları, böyle bir temel anlayıştan kaynaklanmıştır. Kuşkusuz Atatürk, bu politikaları, bizim şimdi böyle bütün yönleri ile yazdığımız bir tek bir metinde ve ayrıntıları ile ortaya koymamıştır. Ancak, 1922 -1938 arasında ekonomik politikalarla, ilgili söylev ve demeçleri uygulamaları ve davranış biçimleri üst üste konup incelendiğinde, insana hayranlık veren bir sistem yaklaşımı içinde, bütün politikaları çelişmez biçimde yan yana gelmekte ve ikinci Dünya Savaşı sonrasında “mazlum milletler” için ortaya konan “Kalkınma Ekonomisi”“mazlum milletler”e çok zaman kaybettirmiştir. Aşağıda Atatürk’ün bu temel ekonomik politikalarının temel özellikleri açıklanacaktır :

ATATÜRK’ÜN MALİYE POLİTİKASI

Yukardaki ekanomik kalkınma amaçlarına ve temel stratejilere uygun olarak Atatürk’ün maliye politikasının temel amacı, halka işkence etmeden devlet bütçesi dengesinin sağlanmasıdır. Hatâ, kurduğu yeni Türk Devletinin hızla kalkınması gerektiği için, devlet bütçelerinin, yatırımlara tahsis edilmek üzere bütçe fazlaları vermesi de sağlanmalıdır. (12) Ancak, Atatürk’ün maliye politikası’nda devlet bütçesinin açık vermesi, kesinlikle yasaktır. Bütçeler, yıl başlarında denk olarak hazırlanmalı, kesin hesaplar da denk olarak kapatılmalıdır. Yıl içinde ek ödeneklerle bütçe denkliğinin bozulmasına izin verilmemelidir. Denklik’ten anlaşılan devletin normal gelirleri (vergi gelirleri ve vergi dışı normal gelirler) ile normal devlet harcamaları (yukarda önceliklere uygun olarak tesbit edilecek devletin temel işlevleri ile ilgili hizmetler için yapılan harcamalar) arasında denkliğin sağlanmasıdır. İç ve dış borçlanmadan sağlanan devlet gelirleri ile bütçe denkliğinin sağlanması kabul edilemez. (13)

Atatürk’ün bütçe dengesi üzerinde bu ölçülere varan titizlikle durmasının temel nedeni, Devlet Hazinesi’nin yurt içinde ve yurt dışında güçlü ve güvenilir olmasını zorunlu görmesidir. O’na göre, ekonomik bağımsızlığı sağlamanın başka yolu yoktur.

Bu anlayışla ve Atatürk’ün yakın ilgisi ile yapılan 1924 – 1938 arasındaki 11 bütçenin kesin hesabı denk bağlanmış, 3’ü fazla vermiş, sadece 1’i açıkla (içinde Aşar vergisinin kaldırıldığı 1925 yılı ) kapanmıştır. (14) (EK-1).

Atatürk’ün Maliye Politikası, Devlet Hazinesi’nin yurt içinde ve dışında güçlü olması temel amacını gütmektedir. Ancak, bu amacı gerçekleştirirken vergilerin, halk için işkenceye dönüşmesi önlenmelidir. Bunun için, vergi artışlarının halkın gelir düzeyi artışları ile oranlı olması sağlanmalıdır. Çağdaş Maliye Politikası’rıın temel amacı olarak gösterilen bu ilke, Atatürk’ün konu ile ilgili bütün konuşmalarında açık ve seçik olarak ortaya çıkmaktadır. Nitekim, Atatürk döneminde halka ağır gelen ve sosyal zararları çok olan bütün vergi, resim ve harçlar kaldırılmış; onlar yerine halkın gelir düzeyine göre ayarlanabilen vergiler getirilmiştir.

Çağdaş Maliye Politikalarının, amaçları arasında, şimdi açık ve seçik olarak ortaya konmuş olan, vergilerin ekonomik etkilerinin üretimi azaltmasının önlenmesi ilkesi de Kemalist Maliye Politikasının temellerinden birldir. O’nun yönetiminde ekonomi ve özellikle üretim üzerindeki etkileri olumsuz olan hemen bütün vergi, resim ve harçlar da kaldırılmıştır. (15)

ATATÜRK’ÜN PARA POLİTİKASI

Atatürk’ün para politikasının temel amacı, devlet harcamaları ile kaynaklar arasında sürekli bir dengenin korunması suretiyle enflasyonun önlenmesidir.

Atatürk’ün enflasyon karşısındaki tutumunu en iyi ifade eden İsmet İnönü’nün şu sözlerinin burada tekrarlanmasında yarar vardır ;

”Hükümet olarak yılda iki kez ödeme yapamayacak duruma düştüğümüz olurdu. Gider konuşurdum. Birkaç milyon liralık emisyonun bizi ferahlatacağını anlatmaya çalışırdım. Bir defa bile ”evet” dedirtemedim.” (16)

O’na göre çok muhtaç durumda bulunan halkın refahını artırmak için yatırımları hızlandırmak gerekliydi. Ancak, yatırımları hızlandırmak amacıyla, devletin sağlıklı yollardan sağladığı gelirlerden fazla harcama yapması önlenmeliydi. Bunu önleyebilmek için ,bütçe fazlası, devlet tekelleri ile işletmelerinin gelir fazlaları ile iç ve dış borçlanmadan sağlanan fonlar tutarından fazla yatırım harcaması yapılmamalıydı ve T.C. Merkez Bankası’nın emisyonu artırması (yani para basması) yolundan sağlanan kaynaklarla yatırım yapılması kesinlikle engellenmeliydi. Atatürk döneminin kaynak ve harcama rakamları ile ilgili olarak elde edilebilen bilgiler, bu ilkenin de eksiksiz uygulandığını göstermektedir. Nitekim O’nun yönetimindeki 15 yılda ortalama yıllık % 4-6 oranında reel büyüme hızı (Ek-6) elde edildiği halde enflasyon yoktur. 1929’da çeşitli nedenlerle ortaya çıkan dengesizlik, alınan tedbirlerle, 1930 yılı sonunda giderilmiştir. Türkiye’nin ilk “istikrar programı” olan 1929 istikrar programı ile devlet harcamalarının kısılması ve gelirlerinin arttırılması, yabancı ülkeler borsalarında, Türk lirası değerinin desteklenmesi yolundan O’nun deyimi ile “Millî Para Buhranı”, 1930 yılı sonuna kadar kontrol altına alınmıştır, (Ek-3),

Atatürk, enflasyonun en önemli nedeni olarak T. C. Merkez Bankası’nın emisyonu arttırmasını (yani para, basmasını) görmektedir. En önemli yurt ihtiyaçları için olsa bile T. C. Merkez Bankası’ndan finansman yapılmasına, kesin olarak karşı çıkmasının temel nedeni budur. O’nun enflasyona karşı bu kesin tutumu sayesinde 1919’da Osmanlı İmparatorluğu’ndan 158 milyon TL. olarak devralınan banknot hacmi, 20 yılda (1938’e kadar) ancak % 20 oranında artmış ve 194 milyon TL’sına yükselmiştir. (Ek 2) yaklaşık % 1 oranında bir yıllık artışı ifade eden bu banknot artışı, ekonominin % 4-6 düzeyinde bir ortalama reel büyüme hızına ulaştığı bir dönemde, aslında, deflasyonist bir para politikasını ifade etmektedir.

O’na göre paranın iç değeri ile dış değeri arasında çok yakın bir ilişki vardır. Ülkede enflasyonu önlemenin temel gerekçelerinden biri de yurtdışında Türk Lirası’nın ve Hazine’nin itibarını, gücünü korumaktır. (17)

Ancak Yeni Türk Devleti Hazinesi‘nin ve Türk Lirası‘nın dış pazardaki gücünü ve itibarını yükseltmek kolay olmamış, “Düyun’u Umumiye” taksitlerinin yükü ve Lozan Antlaşması’nın 1929’a kadar gümrükleri sınırlayan hükümleri Türk Lirası’nın dış değerini 1929’a kadar düşürmüş, 1929’da bu gidiş bir “Millî Para Buhranı” biçimine dönüşmüş, yani düşüş hızlanmıştır. Ancak 1929’u izleyen yıllarda alınan önlemlerle; Türk Lirası’nın İngiliz Sterling’i karşısındaki değeri 1921’de ortalama 605 kuruş iken, 1930’da 1032 kuruşa kadar düşmüş, ama 1938’de yeniden 616 kuruş düzeyine yükseltilmiştir. (Ek-2) Bu başarıda Atatürk’ün enflasyon karşısındaki tutumunun, (18) yukarda özellikleri açıklanan Maliye Politikası’nın ve aşağıda özellikleri açıklanacak “Dış Ekonomik İlişkiler Politikası” ‘nın önemli etkileri vardır. Bütün bu yıllarda alınan temel ekonomik kararlarda Atatürk’ün bazı hallerde ince ayrıntılara inen müdahaleleri vardır. (Ek 2 ve 5)

Atatürk, Türk Para Piyasası’nın Türkler’in yönetiminde ve Türkler’in elinde olmasını istemiş ve ekonomiyi bu amaca ulaştırmıştır. 1930’da T.C. Merkez Bankası’nı kurarken danıştığı Dünya’nın iki ünlü Merkez Bankacısının (Almanya’yı korkunç “Weimar Enflasyonu”ndan kurtaran ve bu hizmeti nedeniyle “Mali Sihirbaz” ünvanı verilen zamanın Alman Merkez Bankası Başkanı Dr. Hjalmar Schacht ve yardımcısı Karl Müller’in) olumsuz görüşlerine rağmen Türk Emisyon Bankasını kurmuştur. (19) Bu iki ünlü Merkez Bankası uzmanı ülkemizde belirli bazı iktisadî ve mali tedbirler alınarak para istikrarının sağlanması güven altına alınmadan bir emisyon bankası’nın kurulmasını “mevsimsiz” bulmuşlardır. (20) 1930’da verilen bu raporlara göre, T.C. Merkez Bankası, gelecek 5 yılda, tedavüldeki banknotların % 30’u oranında altın, % 10’u oranında döviz mevcutları, devlet bütçesi ve dış ödemeler dengesi sağlandıktan ve ekonomi, bu mevcut ve dengeleri zaman içinde koruyacak kadar güçlendirildikten sonra kurulabilir. Bu şartlar yerine getirilmeden kurulabilecek bir Merkez Bankası, ülkede para istikrarını bozabilir ve bunun çok olumsuz sonuçları olacaktır.

Millî Para‘nın Türkler’in yönetimine geçmesini isteyen Atatürk, 1930’da T.C. Merkez Bankası‘nı kurmuş, bankanın hisselerini de Türk Bankaları ile devlet memurlarına dağıtmıştır. Ancak 1930’dan sonra yabancı uzmanların önerilerine uygun olarak 1931’de 6127 kilo olan, T.C. Merkez Bankası âltın mevcudunu, 1938’de 26190 kiloya ulaştırmış, Düyun-u Umumiye Borçlarının, 1933’te yapılan anlaşmaya uygun olarak ödenmesini sürdürmüş, ödemeler dengesi ile devlet bütçesi dengesini kurarak korunmasını sağlamış ve fiyat istikrarının bozmasını da kesin kararlarla önlemiştir. (21)

Atatürk’ün görüşüne göre, Türk Bankacılığı da Türk’lerin yönetiminde ve mülkiyetinde olmalıdır. O, yabancı bankaların Türkiye’de çalışmalarına karşı değildir. Ancak, Türk mevduatanın büyük çoğunluğunun yabancı bankalar elinde olmasını da uygun görmemektedir. O’na göre 1920’de % 68’i yabancı kaynaklar elinde bulunan mevduatın ancak % 32’sinin Milli Bankalar elinde bulunması uygun değildir.

Atatürk’ün Türk Bankacılığı’nı millileştirme karar ve düşüncesinin bir sonucu olarak, 1924’te kendi kurduğu T. İş Bankası da dahil olmak üzere Millî Bankalarımız, 1937’de Mevduat’ın % 81’ini elde edebilmişler, âynı yılda yabancı bankaların payının % 18’a inmesi sağlanabilmiştir. (Ek : 4) 1920-1937 yılları arasındaki dönemde 6 katına yükselmiş bankalardaki mevduat toplamı, Atatürk’ün tasarrufu teşvik yönündeki önderliğinin bir sonucu olarak, bu dönemdeki kalkınmanın finansmanında da önemli katkıda bulunmuştur.

O’na göre, enflasyona gitmeden yatırımların hızlandırılabilmesi için, halkın tasarrufa yöneltilmesi ve halk tasarruflarının büyük yatırımları gerçekleştirebilmek için birleştirilmesini sağlayan bir mali yapımın kurulması gereklidir. Atatürk’ün kararı ile başlatılan “Millî İktisat ve Tasarruf Hamlesi” ve “Yerli Mallar Haftaları” ile T.İş Bankası’nın kurulması, bu amaca yönelik uygulamalar’dır. (22)

ATATÜRK’ÜN DIŞ EKONOMİK İLİŞKİLER POLİTİKASI

Atatürk’ün dış ekonomik ilişkiler politikasının temel amacı, Türk Lirası’nın yabancı pazarlar karşısındaki değerinin düşmesini önlemek ve Türk Hazinesi’nin Uluslararası Pazarlardaki itibarını yükseltmektir. Bu amaca ulaşabilmek için; yukarıda özetlenen maliye ve para politikalarına uygun olarak dış ödemeler dengesi de sağlanmalı, yabancı devletlere karşı girişilen ödeme taahhütleri, gecikmesiz ve eksiksiz yerine getirilmelidir. O’na, göre bu ilke, tam temel koşuludur. (23)

Ödemeler Dengesi’nin temelinde Dış Ticaret Dengesi vardır. Bu denge sağlanmalı ve yatınmları hızlandırabilmek, Hazinenin altın ve döviz mevcutlarını artırabilmek ve Düyun-u Umumiye Borçlarını ödeyebilmek için Dış Ticaret Dengesi’nin “fazla”larla kapanması sağlanabilmelidir. Nitekim 1930-1937 arasındaki dönemde sürekli olarak dış ticaret fazlası sağlanmıştır (Ek 3). O’na göre toplam ithalât ve ihracat arasında denge sağlanması da yeterli değildir; ülkeler itibarile dengeye ulaşmak da, dış ticaret politikasının temel amaçlarından biri olmalıdır. Yabancı Sermaye ve Dış Borçlanmadan sağlanacak kaynaklar, ödemeler dengesinin sağlanması açısından tali önemi olan faktörlerdir. (24)

Bu amaca ulaşmak için halkı yurt içinde yerli mallar tüketimine ve bu tüketimi en düşük düzeyde tutabilmek için tasarruf yapmaya özendirmek zorunluluğu vardır. Böylece, ithalatın azalması ve yerli tüketimden ihracata yöneltilecek mal fazlalarının yaratılması ile birlikte dış ticaret dengesinin elde edilmesinde halkın katkısı sağlanabilecektir. Aynı politikanın uygulanması, yüksek yatınm harcamaları için sağlıklı (enflasyona sebep olmayan) kaynakların yaratılması amacına da yararlı olacaktır. Bunlara ek olarak, yerli tüketime özendirilen halk, bu yerli tüketim mallarının üreticilerinin canlanmasına ve büyümesine yardımcı olacaktır. Ayrıca, bu politikanın tasarrufları arttırdığı ölçüde millî bankacılık sistemi, küçük tasarrufların büyük yatırım sermayelerine dönüşmesini de sağlayabilecektir.

ATATÜRK’ÜN YATIRIM POLİTİKASI

Atatürk’ün yatırım politikasının temel amacı, sağlam kaynaklarla finanse etmek şartıyla, en kısa zamanda ülkenin bütün faaliyet alanlarının ve bütün bölgelerinin kalkındırılmasıdır.

Yukarda özetlenmiş ekonomik kalkınma amaçları ve daha önce açıklanmış bulunan temel stratejilere uygun olarak Atatürk’ün yatırım politikasının temelinde kendi deyimi ile “ılımlı devletçilik” ilkesi vardır. 1930’dan başlayarak her fırsatta tekrarladığı ve her ekonomik girişimde hatırlattığı bu “ılımlı devletçilik” politikası devletin özel kesim işletmelerine denetleyici, yönlendirici ve teşvik edici öncülüğünü öngörmektedir. Buna ek olarak özel kesimdeki girişim, sermaye ve yönetim gücü eksiklikleri nedeniyle halkın ve kişilerin yapamadıkları ve işletme yönetemedikleri iş dalları ve bölgelerde bu öncülük işlevi, devletin doğrudan yatırım yapmasını ve yatırımla doğan işletmeyi doğrudan yönetmesini de kapsamına almaktadır. Ekonomiye temel mal ve hizmetlerin sağlanması için yukarda belirlenen stratejik önceliklere göre yapılacak alt yapı yatırımlarında devletin doğrudan işletme yönetmesi, olağan ve sürekli olabilir. Ancak, ekonomide temel mal ve hizmetlerden başka tüketim mal ve hizmetlerine duyulan halk ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla, özel kesim işletmelerinin türlü nedenlerle geliştirmediği alan ve bölgelerde üst yapı yatırımlarının doğrudan devletce yapılması ve yönetilmesi de ekonomik kalkınma amaçları için gerekli bulunacaktır. Bu tür üst-yapı mal ve hizmetleri üreten ve satan devlet işletmelerinin, piyasa ekonomisinin kurallarına göre kurulması, işletilmesi ve yönetilmesi gereklidir. (25)

Üst yapı alanında çalışan devlet işletmelerinin özel kesim işletmeleri ile kıyasıya bir rekabete girişmesi söz konusu olamaz. Bu alanlarda devletin görevi, öncülük yapmakla sınırlı olmalıdır ve hükümetlerin en önemli sorumluluk , özel kesim işletmeleri ile devlet işletmeleri arasında gelişebilecek yıkıcı bir verimsiz rekabetin gelişmesini önlemek olmalıdır. Kemalist Ekonomik Kalkınma modelinin bu özelliği, onu zamanın kalkınma modellerinden ayırmaktadır.

Bu amaca ulaşabilmek için, devletin üst-yapı mal ve hizmetleri üreten kuruluşlarının geliştikçe halka devredilmesini sağlayacak bir yöntemin uygulanması gereklidir. Devletin tüketim malı üreten üst yapı işletmelerinin çalıştığı alanlar geliştikçe bu alanlarda, halk sermayeleri biriktikçe bu alanlarda işletmeleri yönetecek yönetim yetenekleri geliştikçe, bu işletmelerin hisseleri halka, satılmalıdır. Bu hisse satışından sonra da işletmelerdeki devlet yönetimi bir süre daha sürdürülebilir; ancak, devlet bu işletmelerin tümüyle satışlarından elde edilecek fonları, gelişmemiş diğer alanlarda, ve bölgelerde yeni devlet yatırımlarının yapılması için kullanmalıdır.

Dört dengeli Kemalist Ekonomik Kalkınma Modeli’nin, en önemli dengelerinden biri, daha önce de belirtildiği gibi bu Devlet İşletmesi – Özel İşletme dengesidir. Ticarî-Sınaî türden devlet işletmelerini sonsuzlaştırmak, sonunda bütün ekonomiyi devletin elinde toplayacağı için Kemalizmin temel stratejisine uygun değildir. Devletin hiç üst-yapı yatırımı yapmaması da, ekonomik kalkınmanın sonuçlarını halka ulaştımayı geciktireceği için sakıncalıdır. Bu yüzden, bu alanda devlet-özel işletme dengesinin korunması zorurıludur.

SONUÇ

Atatürk’ün Ekonomik Kalkınma Modelinin temelinde yukarıda açıklanan dörtlü bir denge görüşü vardır. Bu dengeler, Devlet Bütçesi Dengesi, Kaynak-Harcamalar Dengesi, Dış Ödemeler Dengesi, Devlet İşletmesi-Özel İşletme Dengesi biçiminde özetlenebilir.

Ülkemize yaşanmış olan yüksek enflasyon, döviz darboğazı, işsizlik, şiddetli doktriner akımlar ve hattâ sosyal huzursuzluklar, hep bu dengelerden uzaklaşmamızın sonucunda ortaya çıkmıştır. Cumhuriyetin O’nun yönetimindeki 15 yıllık Atatürk Dönemi, ekonominin en istikrarlı hızı gelişme dönemidir.

Kemalist Ekonomik Kalkınma Modeli’nin özelliklerini Dünya’ya anlatabildiğimiz ölçüde, Dünya’nın bütün “mazlum milletleri” de O‘na şükran duyacaktır.

Prof. Dr. Mustafa A. Aysan
İ.Ü. İşletme Fakültesi


Kaynak: Kadim Dostlar ™ Forum

Bu içerik 12.04.2008 tarihinde Hale tarafından, ATATÜRK'ün Hayatı ve Hakkında Yazılanlar bölümünde paylaşılmıştır ve 7798 kez okunmuştur. Bu içeriğin devamında incelemek isteyebileceğiniz 0 adet mesaj daha bulunmaktadır.

Atatürk Ve Ekonomi | Atatürk\'ün Ekonomik Kalkınma Modeli - Atatürk\'ün Maliye Ve Para Politikası orjinal içeriğine ulaşmak için tıklayın ...

Önceki Makaleİnternetin Avantaj ve Dezavantajları - İngilizce Makale | The Advantages & Disadvantages of The Internet Sonraki Makale13. ve 14. Yüzyıl Türk Edebiyatı Genel Özellikleri..

Bu Makaleyle İlgili Fikirlerinizi ve Görüşlerinizi Diğer Ziyaretçilerle Paylaşabilirsiniz