Bilgi Bankamız 62 Kategoride, 6816 Makale ve Konu Anlatımı içermektedir. Son Güncelleme: 18.11.2018 08:35

Arkaik Heykele Giriş – Arkaik Dönem Heykeli – Arkaik Dönem Heykel Sanatı


İçerik Hakkında Bilgi

  • Bu içerik 29.12.2008 tarihinde HeaT tarafından, Felsefe - Arkeoloji - Mitoloji ve Efsaneler bölümünde paylaşılmıştır ve 1227 kez okunmuştur.
    Kaynak: Kadim Dostlar ™ Forum

İçerik ve Kategori Araçları


ARKAİK HEYKELE GENEL GİRİŞ
Grekler, Tanrıların, mitolojik yaratıkların ve kültle ilgili konuların ifade ve tasvir edilmesine önem vermişler ve bu da sanatın gelişmesine yardımcı olmuştur.

Heykeltıraşlığın doğal ölçüde olan ilk eserleriyle birlikte gözüken Kore ve Kuros heykelleri Arkaik dönem sanatında başta gelen konulardan olmuş ve bu nedenle kuroslarda anatomik özelliklerin korelerde de giysi ve kıvrımlarının ifade gelişmesi büyük ölçüde olanak bulmuştur.


Heykeltıraşlığa ait doğal ölçüdeki ilk eserlerin yapımına çeşitli bölgeler genel olarak birlikte katılmış olduklarından öncelik konusunda aralarında bir ayırım yapmak güçtür. Peloponnes, özellikle mermer adaları olarak bilinen Paros ve Nakkos’un bulunduğu Kikladlar ile Samos, Girit ve M.Ö. 6. yüzyılda gerek vazoculuk, gerek heykeltıraşlıkta büyük aşama göstermiş olan Atina, bugünkü buluntulara göre bu konuda üzerinde durulacak şehir ve bölgelerdir. Yenilik ve değişiklerin, diğer deyimle gelişmelerin türlü bölgelerde aynı zamanda görünmelerinde, sanatçıların büyük bir kısmının gezici olmalarının da rolü olmuştur. Örneğin, yarı efsanevi bir sanatkar olan Daidalos’un doğum yerinin Atina olduğu ve Girit’e gitmeden önce bir süre burada çalışmış olduğu bilinmektedir. Doğum yerleri Girit, babaları ve hocaları Daidalos olarak bildirilen Dipoinos ve Skylles Girit’ten başka çeşitli şehirlerde de çalışmışlardır. Samos’lu sanatkar Theodoros Isparta’da ve Efes Artemis tapınağında Atina’lı Endoios Peloponnes’deki Tegea’da çalışmışlardır.Magnesia’lı Batykles ise M.Ö. 550 yıllarında Amyklai’da Apollon tahtını yapmıştır. Bütün bunlara rağmen Girit’in, Arkaik Heykeltıraşlığın ilk döneminde sanatın gelişmesinde önemli rol oynadığı, hatta önde gelen bir bölge olduğu bazı bilginler tarafından kabul edilmektedir.

Grek aleminde sanatın gelişmesi konusuyla ilgili olarak belirtilmesi gereken bir nokta daha vardır; o da gelişen ticaret ve bunun sağladığı ekonomik güçtür. Bu durum toplum ve bireyleri mali yönden güçlü kılmakta, dolayısıyla hayat seviyesi yükselmektedir. Bu nedenle örneğin, Rhombos adında bir Atinalı’nın kurbanlık danayı taşır vaziyette yaptırdığı kendi heykelinin Akropol’e dikilmesi, bireyin inanç ve mali gücünün bir araya gelmesinden doğan bir sanat olay ve ürünü olarak görülmelidir. Böylece devletin mali yönden güçlü olmasından başka bireyin de güçlü olması sanat eserlerinin yapımını olumlu yönde etkilemektedir.

Heykel türünden olan doğal ölçüdeki Grek eserleri, M.Ö. 7. yüzyılın ortalarından itibaren gözükmeye başlamıştır. Bu eserlerin ortaya çıkması taştan yapılan anıtsal tapınakların yapımıyla yakından ilgilidir. Ahşap tapınaklardan, taştan olan tapınakların yapımına geçiş bu zamanda başlamıştır.


Erken Arkaik, M.Ö. 650-580/570

Yüksek (Olgun) Arkaik, M.Ö. 580/570-530

Arkaik Heykeltıraşlığın bu şekilde dönemlere ayrılması sanatın ve eserlerin gösterdiği gelişme ve özelliklere dayanmaktadır. M.Ö. 500 yıllarında Grek sanatında büyük bir aşama sayılan, Frontalitenin kırılması gibi önemli bir sanat olayı meydana gelmiştir. M.Ö. 530-525 yıllarında, çeşitli sanat olayları ve yeniliklerin görüldüğü Siphnos’luların hazine dairesi yapılmıştır. M.Ö. 570 yıllarından itibaren, Arkaik dönemin başta gelen özelliklerinden sayılan gülümseme daha da belirgin bir duruma gelmiştir. Yine bu yıllardan itibaren, kabartma şeklinde yapılan ve pile kıvrımları anımsatan kıvrımlar ortaya çıkmıştır. Erken Arkaik döneminde ise kıvrımlar sadece çizgilerle ifade edilmekte idi. M.Ö. 550 yıllarında giysi kıvrımları Efes Artemis tapınağının kabartmalı sütunlarında görüldüğü gibi daha da gelişmiş ve bu durum arkeologlar tarafından gerçek kıvrımın ifade edilmesi şeklinde kabul edilmiştir.

Bilginler Arkaik eserleri genel olarak şu başlıklar altında incelemişlerdir. Ya G.Richter’in yaptığı gibi kuroslar, koreler şeklinde konulara göre, ya E. Langlotz’un yaptığı gibi bölgelere göre, ya da yukarıda değinildiği gibi, erken Arkaik, olgun Arkaik olmak üzere, dönemler halinde eserler ele almışlardır.

Arkaik heykeltıraşlık, klasik heykeltıraşlığın ilk dönemi, onu hazırlayan bir dönem şeklinde ise de, bu dönemin de kendi içinde bir gelişme göstererek belli bir düzeye ulaşmış olduğunu kabul etmek gerekir. Bu gelişmeyi, doğal olmanın boyutlarını aşmamayı amaçlayan bir çalışma şeklinde nitelendirmek yerinde olur.

KOUROSLAR



Genel Bilgi:

‘Kuros’ Grek dilinde, delikanlı-genç anlamına gelen bir sözcüktür. Arkeolojide kuros deyince, bir genci tasvir eden ve çoğunlukla çıplak olan heykel akla gelmektedir. Çıplak diyoruz, çünkü bu tür heykellerden giysili olanlarına bugüne kadar az rastlanılmıştır.

Kuroslar Atina Akropolünde olduğu gibi, yarışta ödül alanlar veya herhangi bir şekilde kahraman olmuş kişiler için dikilen heykellerdir.

Kuroslar Arkaik dönemde, frontal bir şekilde dik duran, bacaklardan biri, genellikle sol taraftaki ileri atılmış kollar yan taraftan aşağıya doğru sarkmış ve eller yumruk yapılmış bir biçimde tasvir edilmişlerdir. Erken olanlarda, bel ince ve omuzlar geniştir. Yana yapışmış olan eller ve kollar zamanla vücuttan çözülmeye başlamış, sonra da hareket kazanmıştır. Vücut ağırlığı her iki bacak tarafından eşit bir şekilde taşınmaktadır. Ancak bu gelenek, Arkaik dönem sonunda değişmeye yüz tutmuş ve ilk klasik eserlerde açık bir şekilde görüldüğü gibi, vücut ağırlığı bazen bacak tarafından taşınmaya başlanmıştır.

Kurosların boyları genellikle doğal ölçüde olmakta, ancak ilk örnekler arasında daha büyük boyutta olanlara da rastlanmaktadır. Örneğin Dipylon kurosu 2,50m. Sunion kurosu 3.05 m., Kleobis 2.16 m. dir.

Kimlik ve genel özelliklerini böylece kısaca belirttiğimiz kuroslar, Arkaik dönemde Grek kültür ve sanatının geliştiği her bölgede görülmektedir. Bunların ilk çıkışını Grek alemi içinde herhangi bir bölgeye verme olanağı yoktur. Ancak, Olympia’da yapılan yarışlarda kazanan gençlerin heykellerinin yapıldığını ileri sürerek,
bu tür eserlerin ilkin Peloponnes’de yapılmış olabileceğine dikkati çekmek isteyenler vardır.

ERKEN ARKAİK

Kurosların genel özelliklerini gösteren bu eserler henüz doğal bir ifade taşımaktan, harmoniden oldukça uzaktırlar. Örneğin New York kurosunda açık olarak görüldüğü gibi, uzuv ve adalelerin ifade ve belirtilmesinde geometrik özelliklerin etkisi görülmektedir. Bu kurosa yandan bakıldığı zaman, Vücudun ön ve arka taraflarının yaklaşık olarak düz olduğu görülmektedir. Sunion kurosunun New York kurosuna nazaran biraz dolgunca olmasına rağmen, bunda da önde ve arkada yüzey olma özelliği göze çarpmaktadır. Her iki kurosta da adaleler ve diğer anatomik özellikler kabartılmış çizgi, kenar ve çukurluklar halinde belirtilmiştir.Omuzlar geniş, bel ve kalça incedir. Göz ve kulakların büyük olması gibi çeşitli uzuvların yapımında proportion – nisbet hataları göze çarpmaktadır. Özellikle Dipylon başında görüldüğü gibi, gözler büyük ve her gözün iki ucu arasında şekil ve işleniş bakımından ayrılık gözetilmemiştir. Göz yuvarlağı, göz kapakları ve kaşlar, yandan bakıldığı zaman aynı plan içinde gözükmekte olup biri diğerinden ileride veya geride değildir. Göz kapaklarından üsttekinin kenarı ile kaş birbirine paralel iki kavis halindedir. Sert bir şekilde ifade edilen kulakların bütün kısımları aynı plan içinde gözükmektedir. Normalden büyük olan kulaklar, Ion başlıklarındaki volütleri hatırlatmaktadır. Dudaklar düz ve yatay olup doğal formdan çok uzaktırlar. Saçlar boncuk dizisine benzeyen örgü ve buklelerle sert bir şekilde ifade edilmişlerdir.

OLGUN ARKAİK

Olgun Arkaik’i genel olarak, Arkaik dönemde şematiklikten doğal olmaya gidişte bir hayli yolun alınmış olduğunu gösteren eserlerin yapıldığı dönem olarak tanımlayabiliriz. Bu dönemde Arkaik sanat açısından önemli bir olay da eserlerin yüzlerinde gülümsemenin belirli bir biçimde görülmesidir.

Bu eserlerde vücut ve uzuvlar, diğer deyimiyle duruş, eskiye nazaran hafif bir elastikiyet kazanmıştır. Kasık hatları eskisi kadar sert olmayıp, karın ve adaleler eskisi kadar gergin değildir. Bunun yanında kollar yine gergin, vücuda yapışık ve duruşta henüz bir çözülme yoktur. Saçın şekil ve işlenişinde bazı değişiklikler göze çarpmaktadır. İlk kez Volomandra kurosunda alev hüzmeleri şeklinde yukarı doğru tertip edilmiş bir saç şekli gözükmektedir. Apollon Tenea’da daha açık olmak üzere bu grubun tüm eserlerinde gözlerde yaş bezlerinin bulunduğu kısım, çıkıntı, kanal şeklinde belirtilmiştir. Dudaklar doğal şeklini tam almamış olmakla birlikte, alt dudak hafifçe aşağıya sarkmış, hafif kavis yapmıştır. Bunlar Apollon Tenea’da görülen bariz gülümsemeye yardımcı olmaktadır. Bu gülümsemeyi bu gruba giren eserlerde de bulmak olanağı vardır. Eserlerdeki bu gülümsemeyi dudakların gerilmesi, çekilmesi ve yanakların dolgun şekilde ifade edilmesi sağlamaktadır. Ayrıca Apollon Tenea’da daha öncekilere nazaran vücudun yumuşaklığı, uzuvların bir biriyle olan uyumluluğundaki doğallık ve harmoni göze çarpacak duruma gelmiştir. Eser ayaklar üzerinde kolay ve hafiflik ifade eden bir şekilde durmaktadır. Apollon Tenea’da görülen bu yumuşaklığı Ion özelliği olarak kabul etmek olanağı vardır.

K O R E L E R

Korelerin Anlamı: Kore sözcüğü Grek dilinde kız anlamına gelmektedir. Ayrıca kore’nin bir de mitolojik yönü vardır; Attika’da Hades ile Demeter’in kızına verilmiş bir addır. Arkeolojide kore denildiği zaman kız, genç kadın heykeli anlaşılmaktadır. Yapılan araştırma ve çalışmalara göre bu tür eserlerin bazılarının ölümsüzleri, bazılarının da ölümlüleri tasvir ettikleri anlaşılmıştır. Bu sonuca, daha çok eserler üzerinde görülen yazıtların incelenmeleriyle varılmıştır. Samos’daki Heraion’da ele geçen ve birinin üzerinde Philippe, diğerinin üzerinde de Ornithe yazılı iki heykel bir ailenin kızları olmalıdır. Zira sanatkar Geneleos bunlarla birlikte ailenin diğer kişilerini de tasvir etmiştir. Yine bu tür eserlerden Bootia’da Apollon Ptoios tapınağında ele geçen ve yazıtında Apollon’a ithaf edildiği yazılı olan Korenin bir ölümlüyü tasvir ettiği anlaşılmaktadır. Zira eserin bu yazıtına göre bir ölümsüzü tasvir etmesi olanak dışıdır.

Bu tür eserlerden bazılarının da ölümsüzleri, tanrıçaları tasvir ve temsil ettiklerine örnek olarak burada şu eserleri vermek mümkündür. İzmir Fuarı Arkeoloji müzesine Klaros’dan gelme korenin “Theodoros’un oğlu Timonax ilk rahip olarak beni Artemis’e ithaf etti” şeklindeki yazıtından, bu eserde Tanrıçanın kendisinin tasvir edildiği anlaşılmaktadır. Louvre’daki Samos’dan gelme Hera heykeli ile, Nikandre’nin ithaf ettği kadın heykelini de aynı şekilde izah etmek olanağı vardır. Bunlardan birincisinin yazıtında “Kheramyes adak olarak beni Hera’ya sundu” demektedir. Nikandre’nin yazıtında da “Oku uzaklara atan Tanrıçaya Nikandre beni sundu” cümlesi yazılıdır. Bu yazıtlardan, Tanrıçanın kendi heykelinin kendisine sunulmuş olması anlamını çıkarmak mümkündür. Heykelde erken kuroslarda olduğu gibi, kollar gergin vaziyette vücuda yapışmış ve eller yumruk yapılmıştır. Oysa korelerde ellerin yumruk yapılmış olması şeklinde çok az rastlanmakta, ayrıca kollardan birisinin bir iş icabı hareket ettiği, örneğin bir elin göğüste yer aldığı görülmektedir.

Eserde özellikle yüz kısmında aşınmalar olduğu için ifade ve bazı anatomik özelliklerin anlaşılması güçleşmiştir. Vücudu sıkıca sarmış olan peplos belde geniş bir kemerle sıkılmıştır. Saçların tertip ve şeklinden etkilenmiş olan boynun üçgen bir görünüşü vardır. Eserin sol tarafında yer alan ve ilk satırı yukardan aşağıya, ikinci satırı aşağıdan yukarıya doğru yazılmış olan yazıtın çevirisi şöyledir: “Oku uzaklara atan Tanrıçaya Nikandre beni sundu, Naksos’lu Deinodikos’un kızı Nikandre kadınlar arasında seçkindir. Deinomedes’in kız kardeşi ve Phraxos’un karısıdır”. Bu ifadeye göre Naksos’lu Nikandre bu heykeli Artemis’e sunmuştur. Ancak burada, Nikandre kendi heykelini mi, yoksa Tanrıçanın heykelini mi tanrıçaya sunmuştur, gibi sorular ortaya çıkabilir. Ancak yukarıda da değinildiği gibi, Nikandre’nin tanrıçanın heykelini Tanrıçaya sunmuş olması daha akla yatkındır.


Kaynak: Kadim Dostlar ™ Forum

Bu içerik 29.12.2008 tarihinde HeaT tarafından, Felsefe - Arkeoloji - Mitoloji ve Efsaneler bölümünde paylaşılmıştır ve 1227 kez okunmuştur. Bu içeriğin devamında incelemek isteyebileceğiniz 0 adet mesaj daha bulunmaktadır.

Arkaik Heykele Giriş - Arkaik Dönem Heykeli - Arkaik Dönem Heykel Sanatı orjinal içeriğine ulaşmak için tıklayın ...

Önceki MakaleTarihte Bugün: 11 Aralık | (1901) - İlk Masa Tenis Turnuvası İngiltere'de Düzenlendi Sonraki MakaleAgatha Christie - Doğu Ekspresinde Cinayet | Ana Fikir ve Geniş Özet

Bu Makaleyle İlgili Fikirlerinizi ve Görüşlerinizi Diğer Ziyaretçilerle Paylaşabilirsiniz